İş dünyasında suistimal riski: Katılımcıların %69’u önümüzdeki 12 ayda artış bekliyor
FutureBright Group’un, Cerebra ve Etik ve İtibar Derneği (TEİD) iş birliğiyle gerçekleştirdiği “İş Dünyasında Suistimal Algısı Araştırması 2026” yayımlandı. 1.000’in üzerinde üst düzey yönetici ve profesyonelin görüşlerini, deneyimlerini ve değerlendirmelerini içeren çalışmada katılımcıların %69’u, ekonomik koşulların gelecek 12 ayda suistimal riskini artıracağını düşünüyor. Her on kişiden dördü kendi kurumunda suistimal yaşanma ihtimalini yüksek bulurken, yaklaşık üçte biri kararsız kalıyor.
Farklı sektörlerden, şirket ölçeklerinden, yönetim seviyelerinden ve işlevlerden katılımcıları kapsayan araştırma; ekonomik ortamı, etik kültürü, bildirim kanallarını, iç kontrolleri, teknolojiyi ve çalışma modellerini birlikte ele alarak kurum içi suistimal riskine yönelik algıyı inceliyor.

Ekonomik baskılar riski artırıyor
Mevcut ekonomik kriz ve enflasyonun kurumundaki suistimal riskini artırdığını düşünenlerin oranı %63. Önümüzdeki 12 aya yönelik beklentide bu oran %69’a çıkıyor. Ekonomik etkenler arasında gelir eşitsizliği ve çalışanların kendilerini hak sahibi görme eğilimi %37, yüksek enflasyon ile satın alma gücündeki düşüş ise %28 pay alıyor. Bu iki başlık birlikte ele alındığında, katılımcıların %65’i riski çalışanların yaşadığı veya hissettiği ekonomik baskıyla ilişkilendiriyor.
Kurumunda suistimal olasılığını yüksek ya da çok yüksek bulanlar %41, kararsızlar ise %33 düzeyinde. Nedenler sıralamasında maddi baskı ve kişisel etkenler %39 ile başı çekiyor. Yetersiz iç kontrol ve yakalanma ihtimalinin düşük olması %24, etik değerlerin zayıflığı ve kişinin davranışını kendince haklı görmesi %22 ile izliyor.
Bildirim niyeti ile davranış örtüşmüyor
Etik ihlal veya suistimal karşısında kesinlikle bildirim yapacağını söyleyenler %79, büyük olasılıkla yapacağını söyleyenler %16; toplam bildirim eğilimi böylece %95’e ulaşıyor. Buna rağmen son 12 ayda suistimal olarak gördüğü bir olaya tanık olanların yalnızca %55’i resmi kanallara başvurmuş. %32’si durumu gayriresmi biçimde paylaşmış, %13’ü ise hiçbir bildirim yapmamış.
Bildirimde bulunmakta tereddüt edenlerin öne çıkan gerekçeleri, yönetimin gerekeni yapmayacağına inanmak (%23), misillemeden çekinmek (%20) ve gizlilik kaygısı (%17). Bulgular, bir kanal açmanın tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Çalışanların güven içinde konuşabileceklerine, korunacaklarına ve bildirimlerinin sonuç vereceğine inanması gerekiyor.
Kadınlarda gizlilik kaygısı daha belirgin
Tanık olduğu suistimali resmi kanallara ilettiğini belirtenlerin oranı erkeklerde %60, kadınlarda %50. Hiç bildirim yapmayanlar kadınlarda %17, erkeklerde %10 düzeyinde. Bildirim konusunda çekincesi olanlar içinde kimliğinin gizli tutulacağına güvenmeyen kadınların oranı %21 iken erkeklerde %11. Bildirimleri suistimalin tespitinde en etkili yöntem sayanların oranı da kadınlarda %38, erkeklerde %44.
Etik kültür algısı yönetim kademesine göre değişiyor
Üst düzey yöneticilerin etik kültür hakkındaki olumlu görüşleri, orta kademede aynı ölçüde paylaşılmıyor. Üst yönetimin etik liderliğini olumlu değerlendirenlerin oranı üst kademede %82, orta kademede %63. Etik ihlallere eşit yaklaşım konusundaki olumlu değerlendirmeler de sırasıyla %74 ve %56. Yaptırımlar ile misillemeye karşı korumada benzer ayrışmalar var. Bu tablo, yönetimin oluşturmayı amaçladığı ya da var saydığı kültür ile kurumun diğer kademelerinin deneyimi arasında ciddi bir algı farkına işaret ediyor.
Suistimalin bedeli finansal kayıpla sınırlı değil
En önemli etki olarak itibar ve güven kaybını seçenler %27, maddi kaybı seçenler %25, çalışan motivasyonunun ve kurum içi güvenin zedelenmesini seçenler %22. Dolayısıyla katılımcıların yaklaşık yarısı en büyük zararı güven ve insan ilişkileri üzerinden değerlendiriyor. Yönetimin bir suistimal olayını bilerek saklaması veya örtmesi halinde şirkete duyduğu güvenin olumsuz etkileneceğini belirtenlerin oranı ise %98.
Önleme açısından güçlü iç kontroller %43 ile ilk, etik liderlik %21 ile ikinci sırada. Tespit yöntemlerinde bildirim ve ihbarlar %41, iç denetim %32 ile öne çıkıyor.
Farkındalığın uygulamaya dönüşmesi gerekiyor
Cerebra Kurucusu ve CEO’su Fikret Sebilcioğlu, sonuçları değerlendirirken araştırmanın temel ihtiyacının farkındalığı uygulamaya taşımak olduğunu vurguladı. Ona göre bu uygulama, kurumun tamamında güven oluşturan görünür, tutarlı ve sürdürülebilir bir sisteme dönüşmeli. Kontrollerin fiilen işlemesi, etik liderliğin günlük kararlara yansıması, çalışanların kaygılarını güvenle dile getirmesi, bildirimlerin sonuç üretmesi ve teknolojinin riskleri erkenden görünür kılması gerekiyor. Sebilcioğlu, etkili mücadelenin insan, kültür, kontrol ve gözetimin birbirini tamamlamasına bağlı olduğunu belirtti.
TEİD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Aslı Ertekin ise başarının yalnızca sistemlerin niteliğiyle açıklanamayacağını ifade etti. Çalışanların ve yöneticilerin meseleyi algılama biçimi, risk gördükleri alanlar, kuruma güvenleri ve usulsüzlük karşısında konuşabilmeleri de belirleyici. Ertekin, etik kültürün bu algılar üzerinde geliştiğini; bu nedenle suistimal algısını ölçmenin, kurumun kendi durumunu anlaması için politika ve prosedürler kadar değer taşıdığını vurguladı. Araştırmanın gelişim alanlarını daha net göstermesini ve kurumları tepkisel tutumların ötesinde, önlemeye ve kültüre odaklanan mekanizmalara yöneltmesini umduğunu belirtti.

